Haram Kazanılan Bir Lokmanın Hesabı Hazret-i Ebu Bekir’ in “radıyallahü teâlâ anh”, bir hizmetçisi vardı ki, mutfak masraflarını o görüyordu Halifenin. Bazen de kendi parasından harcar, sonra hesaplaşırlardı. Hazret-i Ebu Bekir bunu bildiği için her yemeye başlarken sorardı: - Bu yemeğin parasını nereden temin ettin? Helalden olduğunu öğrenip, gönül rahatlığıyla yerdi o yemeği. Bir akşam eve yorgun gelmişti. Hizmetçisi yemeğini getirdi önüne. O da bir şey sormadan başladı yemeye. Henüz bir lokma yemişti ki, hizmetçi manalı manalı baktı Halifeye. Hazret-i Ebu Bekir meraklandı: - Niye öyle bakıyorsun? - Bugün bir şey sormadınız da efendim. - Ha, evet haklısın. Çok acıkmıştım da. Söyle bakalım nereden temin ettin bu yemeğin parasını? - Birinden alacağım vardı efendim, onu tahsil ettim. - Ne alacağıydı bu? - Cahiliye devrinden kalan bir alacak efendim. - Cahiliye devrinden mi dedin? - Evet efendim, o zamanlar günah olduğunu bilmediğim için belli para karşılığında d...
Osmanlıdan Tarihi Hikayeler, Deli Hüseyin Paşanın Hikayesi Sultan Dördüncü Murat, çelik yürekli olduğu kadar demir bilekli bir padişahtı. Koca bir boğayı kucaklayıp kaldırır, beheri 150 okka gelen güllelerle sabah jimnastiği yapardı. Maiyetinden şişman olan silahtarı Musa Paşayı kemerinden kaldırıp sarayın büyük has odasında dolaştırdığı meşhurdur. Bir gün, İran Şahından bir yay hediye geldi. İran Elçisi, diğer hediyelerle birlikte yayı da Padişaha taktim etti: "Hünkarım, bu yay hususi surette yapılmıştır. Memleketimin pehlivanları o kadar kuvvetlidir ki yayı kurup çözebilirler. Şahım sorar: 'Acaba Osmanlı mülkünde de böyle koluna kuvvetli pehlivanlar var mıdır?' Sultan Murat, İran Şahının niyetini anlamıştı, gözdağı vermek istiyordu. Bu yayı kurup çözecek kimse çıkmazsa gönlünce alay edecek, 'Koskoca Osmanlı mülkünde yayımı kuracak yiğit çıkmadı!' diye kendince gururlanacaktı. Şimşeklenen gözlerini İran Elçisine çevirince Elçi, korkuyla ürperdi: "Elçi...